Bodrum..
Beyaz evleri, kalesi, daracık sokakları, dik sokakları, tertemiz kumsalı, berrak denizi.. Veee biz :)
Aslında Bodrum’a dair çok şey var yazılabilecek ama bu saydıklarımdan gerisi beni ilgilendirmiyor açıkçası :)
KıZıL’ım Salı sabah geldi.. Salı akşam üstü Gökova’ya gittik ki O çok beğendi “ben ileride kesinlikle burada yaşamak istiyorum” bile dedi defalarca..
Çarşamba Muğla merkezi gezdik, Perşembe FetHiye’me gittik :) Cuma kötekli’deydik vee dün de Bodrum’a gittik :) Bugün Adana’ya geri dönüyor kısmetse..
Bodrum Kalesi içinde çıkış yolunu bulamadık :) Sonra bir grubun peşine çaktırmadan takıldık, onlarda ine ine kalenin zindanına indiler :) “Kapıyı üzerimize kilitlemezsiniz değil mi” diye sordu KıZıL’ım görevliye.. Bu soru üzerine peşine takıldığımız gruptan sesler yükselmeye başladı “abi geçen gün bir film seyrettim aynı bizim gibi gezerken görevli kapıyı üstlerine kilitledi ve orada öldüler..” şeklinde.. Biz geçtik hemen grubun önüne, en dibe kadar indik.. Daha ürkütücü bir zindan bekliyorduk ama bu da idare ederdi işte :)
Sora sora çıkış yolunu bulunca attık kendimizi Bodrum sokaklarına.. Doğası, yapısı, havası … her şeyi çok güzel ama ben gene de sevemedim Bodrum’u..
Ve o sereserpe güneşlenen ve döviz adı altında türlü ahlaksızlıkları ülkemize bırakıp giden turistleri(!) gördükçe Müslüman-Türk olduğum için bir kez daha şükrettim Rabbim’e..
Yaa hiç mi kıskanma duygusu olmaz bir insanda.. Eşini, çocuğunu, kardeşini, arkadaşını.. Yazık gerçekten çok yazık.. Benim üzüldüğüm yabancılar değil.. Benim üzüldüğüm ve çare olamadığım, içinde bulunduğumuz manevi kurtuluş savaşı.. Gençlerimiz uyuşturucu, kumar, alkol .. ve türlü batak içinde ne yazık ki..
Ama biliyor musun dostum benim hala bu manevi kurtuluş savaşından alnımızın akıyla çıkacağımıza dair ümitlerim var.. Çünkü biliyorum ki, Büyük Türk Milleti sadece 50 yıl esaret altında kalmıştır..
Birkaç kare de fotoğraf ekleyeyim Bodrum gezimize dair..
(iskelede)
(iskelede)
(Bodrum Kalesi)
(Bodrum Sokakları)
KıZıL’ımı gönderir göndermez kendimi ders çalışmaya adamayı düşünüyorum..
Finallerimden çok yüksek notlar alacağım Allah’ın izniyle ve bu dönemi kapatacağım hayırlısıyla..
Ve biliyorum ki her şey çok güzel olacak..
KıZıL’ım benden selam götürecek Adana’ma.. Öyle çok özledim ki bizimkileri, evimi.. Bugünde dahil 19 gece sonra babamlarla uyuyor olacağım Allah izin verirse..
Hani böyle içine bir şey oturur gibi olur ya bende özlemimden dolayı öyleyim şimdilerde.. “Hadi” dense ağlayacağım sanki..
Annem, babam, canımın içi .. az kaldı inşAllah size kavuşmama..
KıZıL’ım’a “insanın akrabası gibi yok valla.. Nasılsa atsan atılmaz, satsan satılmaz.. Arkadaşına bir şey söylersin küser gider geri gelse bile eskisi gibi olmaz ama akrabalarına söylesen hiçbir şey olmaz :)” dedim.. Ki gerçekten öyle.. “Senin arkadaşa ihtiyacın yok Halime” diye söylemişti bir arkadaşım günlerden herhangi bir günde.. Seviyorum akrabalarımı hem de bütün arkadaşlarımdan çok :) Çünkü; aynı dili konuşuyoruz, aynı şeylere gülüp, aynı acıları yaşıyoruz hem de beraberce.. Mutlaka akrabalarım kadar çok sevdiğim arkadaşlarım, dostlarım da var ama gene de bizimkiler bambaşka canım :)
Bizde ki bu birbirine tutkunluk, görüşme sıklığı, değer verme vb. gözlemlediğim kadarıyla çok çok nadir ailelelerde var..
“Halamın kızı” gelecek dediğimde okul arkadaşlarımdan bir çoğu şaşırmıştı ama bence asıl şaşırtıcı olan AİLE olup da uzak olanlar birbirlerinden..
Ya gerçekten ben bu devrin insanı değilim.. Birincil ilişkiler benim tarzım.. Ata toprağımda olduğumdan mıdır yoksa YÖRÜK GIZI olmamdan mıdır nedir bilmiyorum ama şehirler bana göre değil yav :)
Rahmetli ATSIZ Hocamın da dediği gibi:
“… Saraylarda süremem dağlarda sürdüğümü, bin cihana değişmem şu öksüz Türklüğümü!”
;)




